30 Kas 2016

KARANTİNA - BEYZA ALKOÇ [YORUM&PLAYLIST]


Eser Adı: Karantina
Yazar: Beyza Alkoç
Yayınevi: İndigo Kitap
Tür: Gençlik, Gizem, Aşk
Puanım: 4/5

Yıldızları görebilmek için duvarları arasında yaşadığımız evimizden vazgeçtik.

"Sadece bedenlerimizi değil, ruhlarımızı da karantinaya aldılar. Ne bu karantinadan çıkabiliyoruz, ne de birbirimizden ayrılabiliyoruz. Bundan sonraki tek savaşımız bu karantinadan kurtulmak. Kurtulduğumuzda da birlikte olacağız, ama özgür…Savaş bitti, ve biz sağ kaldık.Savaş bitti, ve biz hâlâ ayaktayız."

Zeynep, yeni okuluna başladığı ilk gün kendini bir felaketin ortasında bulmuştu. Salgın bir hastalık nedeniyle okulu karantinaya alınmış, akşamında ise kendini okulun karanlık koridorlarında bir kız öğrencinin cesedinin başında bulmuştu. Üstelik yalnız değildi, onlar da yanındaydı; mahşerin diğer üç atlısı. 

Bu, yalnızca bedenleri değil ruhları da karantinaya alınmış dört kişinin hikâyesi. Bu, onların özgürlüklerine ulaşmak için yaşadıkları esaretin hikâyesi. Bu, birbirlerinin her şeyi haline gelen, gökyüzündeki son yıldız yanıp kül oluncaya kadar birlikte olacaklarına söz veren dört arkadaşın hikâyesi. Bu, mahşerin dört atlısının hikâyesi. Şimdi, bizimle misiniz?




İndigo Kitap'tan çıkan Beyza Alkoç'un gençlik romanı KARANTİNA turumuzda bugün playlist ve yorumum ile sıra bende. :)

Uzun zamandır yorum girmediğimden açtığım arayı böyle güzel bir kitabın yorumu ile kapatmak ayrı bir keyif oluyor benim için. Karantina; gizemli, şaşırtıcı, farklı kurgusu ile bir gençlik romanı. Okurken sizi sıkmadığı gibi yer yer karakterler arasındaki eğlenceli diyaloglar ile konudaki gizemin yanında romantik ve keyifli bir geçiş sağlıyor.

Yazarın daha önce Yakamoz Yayıncılık'tan çıkan Sınır ve Sınırsız isimli kitaplarını okumuştum ki zaten kendisini Wattpad platformunda da takip ediyorum. Asansör isimli bir çiklit hikâyesi de mevcut. Yakında onu da kitap kokusu ile görmek isterim. :)

Sınır ve Sınırsız yetişkin kurguları olmakla beraber hüzünlü aşklar içeren iki hikâye. Sınır çok ayrı ama Sınırsız'î daha çok sevdiğimi belirtmek isterim. Orada Deniz ve Cihan'ın uyumu, yaşadıkları ve yollarını kesişmesi çok farklı bir anlatımla harmanlanmış. Konularına değinmeyeceğim fakat alıp şans verin derim.

Turunu yaptığımız Karantina'ya gelecek olursam kitabı çok beğendiğimi söyleyerek başlayabilirim yorumuma. Kurgu olarak Beyza Alkoç oldukça yaratıcı bir hayal gücüne sahip. Bunu diğer eserlerinde de görmüştüm ama bunda ayrı beğendim.
Gençlik romanı olmasına rağmen sizi içine alıyor. Hele ki "Ay benim, gece senin..." bölümü! Favori bölümüm, favori sahnem. Çok farklı ve yaratıcı bir bakış açısı olmuş. Bu yüzden playlist'i ben aldım. Yorum ve ikisi birleştiğinde daha da anlamlı oluyorlar. ^_^

Zeynep Akay, kendini yürüyen felaket olarak adlandıran, gittiği her yere bela getirdiğine inanan hatta doğduğu andan itibaren lanetli olduğunu düşünen genç kızımız.
Ailesi sorunlu. Bu yüzden de kendini sebep görüyor her şeye.
"Hayatım bugün itibariyle karanlık bir aksiyon filmi ve ben henüz jeneriği bile geçemedim."

Keza bu olayda da benzer bir şey yaşanıyor. Zeynep yeni okuluna daha adımını attığı ilk gününde okul karantinaya alınıyor, bu da yetmiyor gibi genç kızımız bir de cinayete tanık oluyor. Yani cesedi buluyor. Tabii tek başına değil.
Ve konumuz da bu kısımda başlıyor. Zeynep'in kazara tanık olduğu ölen kız o ve onunla beraber cesedi gören soğuk ve duygusuz Onur'un bir anlaşma yapmalarına sebep oluyor.
Karantina sebebi ile okuldan çıkamadıkları için katilin okulda bir yerde olduğunu düşünen Onur Zeynep'i de yanına alarak iki çocukluk arkadaşı ile katili aramaya karar veriyor.
Buradan bakınca basit bir kurgu gibi gelebilir size ama konunun ilerleyişi ve olaylar çok farklı, özellikle sonu sizi şaşırtabilir. Mert, Burak, Onur ve Zeynep ile çıktığınız bu yolculukta hem gülüyor hem de merakla okuyorsunuz. Zeynep'in deyimiyle "Mahşerin dört atlısı" olan bu gençler sizi konuya hapsediyor. Kendinizi o kitapta, sanki okulun içinde Karantina'da buluyorsunuz. Bittiğinde, İkinci kitap ne zaman?, diye sormaktan kendinizi alamayabilirsiniz. Zira öyle bir bitiyor ki "Benimle misiniz?" diyen Zeynep'e, siz de "Seninleyim!" diye karşılık verebilirsiniz.

Tabii konunun yanında okulda karantina altında olmaları ve yapacak çok fazla seçenek olmamasının da verdiği bazı şeyler var ki işte bu kısımlar da kitabın gizemli kısmının yanında romantizm ve aşk içeriyor. Gözlerinizden kalpler fışkırabilir o sahnelerde.
İşte bu dediğim sahnelerden biri tam olarak playlistimizin birleşiminden oluşan sahnemiz. Belirtmeden geçemeyeceğim sahnedeki sözler beni benden aldı. Bu sahneyi özellikle okumalısınız diyebilirim. Böylesine güzel kurgulanabilirdi ancak!


Şimdi size o efsane sahneden söz edeyim. Okulun edebiyat hocası öğrencilerin karantina korkusunu ve okuldan çıkamadıkları için havayı dağıtmak adına bir eğlence düzenleme kararı alıyor. 

Okulun Romeo ve Juliet'ini seçeceğiz!
Evet, tam olarak böyle başlıyor bölümümüz. Ama bölümü özel kılan asıl şey edebiyat hocasının sorduğu sorular ve bizimkileri verdiği cevaplar... Onur'un âşık olduğunu nasıl anlarsın sorusuna cevabı ve Zeynep'in şarkı sözü sorusuna verdiği cevap yan yana geldiğinde öyle anlamlı, öyle güzel ki okurken etkilenmemek mümkün değil.
Hatta bi' an durup bu nasıl güzel bir cümleydi, nasıl güzel bir söyleyişti, derken buluyorsunuz kendinizi...
Bu kısımda da playlistimiz devreye giriyor işte. Onur'un "Ay benim, gece senin..."  sözüne karşılık Zeynep'in, "Sıkılırsan güneşten, gece oluruz erkenden..." şarkı sözü ile cevabı ve o sahnenin büyüsü... Okurken sizi daha farklı etkiliyor, o yüzden ancak okurken anlarsınız.

Playlist'imiz de buradayken bir dinleyin, dinleyerek okuyun... Ama 16. bölümden önce dinleyin!

*Gone Girl: OST 
*Gamze: Sonsuza Kadar
*Son Feci Bisiklet-
Elektrot





KİTAPLA MOLA SOSYAL HESAPLAR:




a Rafflecopter giveaway





26 Nis 2016

AŞKIN KOKUSUNU ALDIM | MERAL KIR [KAPAK TANITIM]


Blogumu şenlendirecek bir kapak tanıtımı bile geldim...

Hem renkleri hem de çarpıcı tasarımıyla Sancaktarlar Serisi'nin #4. kitabı olan AŞKIN KOKUSUNU ALDIM için hazırladığımız kapak tanıtımını bir incelemenizi öneririm.

Ayrıca hâlâ Meral Kır'ın kalemi ile tanışmadıysanız çok büyük bir kayıp içerisindesiniz. ;)




Aşkın Kokusunu Aldım 
Meral Kır







Seri: Sancaktarlar Ailesi #4Tür: Romantik PolisiyeEditör: Aylin KaragözSayfa Sayısı: 480
Yayınevi: Aspendos Yayınevi
Yayın Tarihi: Mayıs 2016
Satın Almak İçin: D&R | Okuoku | Kitapyurdu

Konusu:









Aşktan kaçan bir kadın... 
Aşktan yanarak vazgeçmiş bir adam... 
Yaralarını sarmalarına engel olan yalanlar ve geçmişten gelen büyük sırlar...
Hiçbir aşk bu kadar imkânsız olmamış ve hiç kimse aşkı bu kadar çok istememişti.
Futboldaki büyük başarılarını antrenörlüğüne de taşıyan Barış Dağlı için hayat, tek ailesi olan Fırat’tan ibaretti. Onu korumak adına, ustaca kullandığı kelimeleriyle karşısındakini çileden çıkaran Serra Sancaktar’ı hayatına dâhil etmeye karar verdiğinde genç kadının menekşe kokusunu hesaba katmamıştı. Üstelik artık kalbi gibi takımı da tehlikedeydi. Hırsına yenilen oyuncusunun ölümünün ardındaki sırlar, karanlık geçmişi yeniden aydınlattığında Barış’ın önce kalbini, sonra da Serra’yı kurtarması gerekecekti.
Güçlü ve başarılı Serra Sancaktar, etrafına ördüğü duvarların arasında örnek bir hayat yaşarken kendini büyük bir skandalın içinde bulmuştu. Üstelik onu, ailesi için bir tehdit olarak gören Serra, hayatını kâbusa çevirmeye kararlı olan Barış Dağlı’nın puslu gözlerine baktığı andan itibaren artık eski Serra değildi.

Her zorluğa direnen Serra’nın gücü bir tek aşka yetmediğinde, kırılan kalbinin parçalarını toplaması hiç kolay olmamıştı. Çünkü tüm bencilliği ve hainliğiyle, başka bir kadının yaktığı bu adama âşıktı.

Soluksuz okuyacağınız bir macera ve her satırında size kendini hissettirecek amansız bir aşk hikâyesi...



Bu hikâye Barış DAĞLI'nın hikâyesi...

Bu hikâye bir kırık bir kalbin hikâyesi...Bu hikâye iki yanlışın bir doğru olma hikâyesi...





Siz şimdi 'çiçeklerimiz'in ne olduğunu bilmiyor olabilirsiniz ama eğer bir Sancaktarlar serisi okuruysanız, serinin ilk kitabından beri süregelen geleneğimiz, kitabın ana temasını simgeleyen bölümlerimizi bilirsiniz.
Tabii ki AŞKIN KOKUSUNU ALDIM'da da bu gelenek değişmedi ve işte bu sefer ki temamız;







Yazar Tanıtım:
15 Mayıs 1979 senesinde, - annesinin tabiriyle- kirazlar henüz çiçek açmamışken Trabzon’da doğan Meral Kır, beş çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlarda ailesi ile birlikte İstanbul’a taşınan yazar, eğitim hayatına İstanbul’da devam etmiş, evli ve bir erkek çocuk annesidir. Rakamlarla arası iyi olan Meral Kır, on beş senedir aynı şirket bünyesinde muhasebe işleri ile ilgilenmektedir. 
Rakamlarla arasının iyi olmasının yanında, kelimelerle aşk yaşadığını dile getiren yazar, bu aşkını ilk kitabı olan Aylardan Aşk’ta okuyucularla paylaşmak üzere yolculuğuna başlamış ve 2014 Haziran’ında ilk kitabını çıkarmıştır. Aylardan Aşk isimli eseri tüm okurlar tarafından çok beğenilince, hemen ardından ikinci kitabı Aşkı Seçtim’i de piyasa sürmüştür. Yazarın yolculuğu Yolum Aşka Düştü kitabından sonra AŞKIN KOKUSUNU ALDIM ile devam etmektedir.

20 Ara 2015

KADER İKİZİM - LAUREN MORRILL


Orijinal Adı: Being Sloane Jacobs
Türkçe: Kader İkizim
Yazar: Lauren Morrill
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Tür: Romantik Komedi, Genç Yetişkin, Romance, Young Adult
Puanım: 3,5/5

Sloane Emily Jacobs'la tanışın: Gençler ulusal şampiyonasında çuvallamış, aşırı stresli bir artistik buz patencisi. Ancak berbat hayatından kaçmak için her şeyini vermeye hazır olduğuna adı gibi emin. 

Şimdi de Sloane Devon Jacobs'la tanışın: Saldırgan tavırları yüzünden takımından uzaklaştırılmış, öfkeli bir buz hokeyi oyuncusu. Cezası ise derhal bir hokey kampına postalanmak. Üstelik altından kalkamazsa hayatı sona erecek. 

İki Sloane tesadüfen tanışıp yaz boyunca birbirlerinin yerine geçmeye karar verdiğinde, ikisi de şanslı olanın kendisi olduğunu sanıyordu. Ancak payetlerden ve artistik atlamalardan kaçarken yakışıklı bir hokeyciyle tanışan Sloane E. ve kendi şehrinden tanıdığı (çok çekici) bir yüzle karşılaşan Sloane D., başka birinin hayatını yaşamanın, kimliğine sahip çıkmaktan daha zor olduğunu kısa zamanda keşfedecekti… 



"Hayallerinin peşinden giden ve kalplerinin derinliklerini keşfeden
 iki Sloane Jacobs…"


Upppuzun bir aradan sonra, bendeniz Ebru sahalara döner. xD

Bu sene ne yazık ki bloğuma hiç vakit ayırmadım ve küçük çaplı bir blog sorunu yaşadım. Her ikisini de atlatınca sahalara geri dönmeye karar verdim. Animelerim, mangalarım, dramalarım ve kitaplarım beni bekliyor sonuçta. (+.+)

Dönüşümü de hemen bir kitap yorumu ile kutlayayım dedim ve en son okuduğum Kader İkizim kitabı için yorum yapmaya karar verdim.

Kader İkizim, Lauren Morrill'in ülkemizdeki ikinci kitabı. İlki, Ruh Öküzüm'ü çok sevmiştim. Birçok kişinin aksine benim eğlenerek okuduğum bir kitap olmuştu ki finali gerçekten güzeldi. Yazar şaşırtıcı bir şekilde bağlamıştı olayları. O nedendir, yazarı takibe aldım ve ilk kitabın hemen ardından Kader İkizim'i de temin ettim.

Kader İkizim de ilk kitap gibi güzeldi ama ilki kadar tatmin etmedi beni. İlk kitabın finalinde şaşırmıştım bunda rutin bir ilerleyiş vardı. Yazar daha çok komediye ağırlık vermiş bu kitabında. Sloane Jacobs'lar sevdiğim karakterler arasına girdiler. Özellikle de Sloane Devon ! :D

Hemen kitaptan bahsedeyim size. Aslında konusundan da anladığınız üzere Slone Jacobs'lar yer değiştiriyorlar ve birbirlerinin yerine geçiyorlar. Fakat ikisi de beklediğinden farklı bir şeyle karşılaşıyor ve haliyle garip bir çıkmaza giriyorlar.


Sloane Emily Jacobs'la tanışın: Artistik Buz Patencisi. Narin ve sessiz bir kız. Üç yıl önce katıldığı Olimpiyat Yarışları finalinde, kazanmasına son bir adım kala yaptığı üçlü atlama sırasında bir olaya tanık oluyor ve atlaması başarısızlıkla sonuçlanmasıyla beraber kızımızın ciddi bir şekilde yaralanmasına sebep oluyor. Üç yıl sonra, yani şimdi tekrar pistlere dönmek için antrenmanlara başlıyor ama bir sorun var; üçlü atlama yapamıyor! Ve tek çözüm Buz Pateni kampına gitmek...

Sloane Devon Jacobs'la tanışın: Buz Hokeyi oyuncusu. Asi, azimli, başarılı ve tuttuğunu koparan bir kız. Birkaç haftadır atış yapmakta sıkıntı yaşıyor. Oynadığı takımla katıldığı son maçları sırasında, kendisine asist yapıp maçı kazanmalarını sağlayan rakip oyuncuyu buza gömüyor ve öfkesine hakim olamadığı için koç tarafından cezalandırılıyor. Ve tek çözüm Buz Hokeyi kampına gitmek...


Şimdi gelelim kitabımıza;

Anladığınız üzere iki Sloane Jacobs da yaptıkları spor dalıyla alakalı kamplara gönderiliyorlar. Ve tesadüf bu ya, kader iki Jacobs'ı da aynı otelde konaklamaya mecbur bırakıyor. Tesadüflerin açtığı yol kızlarımızı karşılaştırınca da, Sloane'ler kendi aralarında bir rekabete tutuşuyor ve en zor buz sporunun kendi yaptıkları olduğunu iddia ediyorlar. Sonra da bu iddialarını birbirlerine kanıtlamak için yer değiştirmeye karar veriyorlar.

Sloane Devon, hareketli ve dağınık hayatında hiç tanık olmadığı ve çıkarlarla dolu bir Buz Pateni kampına katılırken, Sloane Emily ise, kendini hayatında hiç görmediği bir karmaşanın ortasında ve en iyi olma savaşı içerisinde buluyor.

Slone Devon, gittiği Buz Pateni kampında iki iyi arkadaş edinirken, aynı zamanda eski çocukluk arkadaşını bir barda çalışırken görüyor ve yeniden bir araya geliyorlar. Bir yandan buz pateni için çalışmalara katılırken bir yandan da Nando ile görüşebilmek için kaçıp Buz Hokeyi oynuyor. 

Sloane Emily de Sloane Devon'dan farklı değil. O da Buz Hokeyi'ne alışmaya çalışırken, bir yandan da orada tanıştığı Matt'ten uzak durmak için uğraşıyor.

Özetle bu yer değiştirme her iki kızın da hem karakterinde hem de istedikleri şeylerde büyük değişikliklere sebep oluyor. 

Her ikisi de bir diğerinin hayatını yaşarken aslında ne kadar farklı bir hayatı ne kadar kolay gördüklerini keşfediyor, yeni arkadaşlar buluyorlar. Ama en önemlisi de kendi isteklerini ve tercihlerini fark ediyorlar.

Kısacası hikâye güzel bir arkadaşlığın, dayanışmanın ve farklı hayatları yaşayan insanların aslında aynı şeyleri paylaştığını anlatan bir eserdi.




18 Ağu 2015

Evrene Fısıldanan Dilek | Karen McQuestion [Kitap Yorumu]

Orijinal Adı: Hello Love
Kitap Adı: Evrene Fısıldanan Dilek
Yazar: Karen McQuestion
Yayınevi: Aspendos Yayınları

Ne dilediğine dikkat et!
Andrea bir anda karar verdi ve aklına gelen her şeyi bir çırpıda yazıp bitirdi. Sonra yazdıklarını içinden okumaya başladı. Kibar, düşünceli ve şefkatli bir adam istiyorum. Gerçek bir adam, toy biri değil. Benden daha uzun boylu olmalı ve bilgisayar oyunları ya da bilardo, dart gibi oyunlara meraklı olmamalı. Benimle zaman geçirmekten hoşlanmalı, beni çekici bulmalı ve söylediklerimi gerçekten dinlemeli. Lütfen zeki biri olsun ama bana ukalalık taslayacak kadar da değil. Şöyle bir düşündükten sonra bir cümle daha ekledi. Ayrıca yaptığım esprileri anlayan biri olmalı.
Evrene bir mesajım var...
Herkes kağıtlarını almıştı. Martina anlatmaya başladı, “Yakın gelecekten beklentilerinizi düşünün. Daha iyi bir iş mi? Yeni bir ilişki mi? Yoksa bambaşka bir şey mi? Hayal gücünüzü kullanın. Bugün yapacağımız şey aslında sipariş vermek. Diyelim ki bir kitap okumak istediniz ve internetteki bir siteden sipariş ettiniz. Kitap elinize ulaştı. Peki ya sipariş vermeseydiniz, istemekle yetinseydiniz ne olurdu? Kitap elinize ulaşır mıydı? Elbette hayır. Çünkü sipariş vermediniz.
‘Bu güzel şeyler niye benim başıma gelmiyor?’
Sipariş vermeden sadece kelimeleri tekrarlayıp duruyorsunuz. Evrenin, sizin arzularınızdan, isteklerinizden ve dileklerinizden haberdar olması gerekiyor. Lüks isteklerden değil, mutlu ve tatmin olmuş bir insan olmanız için gerekli olduğunu düşündüğünüz şeylerden bahsediyorum.”


Evrene Fısıldanan Dilek, evet kitap tam olarak böyle bir konu içeriyor. Adından da anladığınız gibi bir dileğin dilenmesi ve onunla beraber değişen hayatları konu alıyor kitap. İki farklı yerde iki farklı insanın yolları bir dilek sayesinde kesişiyor ve yepyeni bir hayata başlıyorlar. 

Karen McQuestion'ın farklı bir kalemi var. Daha önce okuduğum Aşka Merhaba kitabı da güzeldi ama bu kitap ondan kat kat güzel olmakla beraber, konusu bakımından da benim için özel bir kitap oldu.Kitabın anlatımını da çevirisini de çok beğendim. Akıcıydı çünkü.Konuyu da güzel aktarmış çevirmeni.
Kitabımız iki bakış açısında ilerliyor. Bir Dan'in bir de Andrea'nın bakışından olayları okuyoruz ve bu olaylar çerçevesinde Dan ve Andrea'nın rastlantılarla kesişen kaderlerine tanıklık ediyoruz.

Dan, bir yıl kadar önce eşi Christine'i kaybetmiş, kızı Lindsay ve biricik köpekleri Anni ile beraber yaşayan bir duldur. Eşinin ölümüne ne kızı, ne kendisi ne de Anni alışamadığı gibi hepsi Christine'i hâlâ yanı başlarındaymış gibi anmaktan vazgeçmiyorlar...
Diğer tarafta ise, aldatılmış ve eşinden yeni boşanmış Andrea var. Andrea, eşini çok severek evlenmiş otuzlu yaşlarında bir genç kadın, ama eşi onun kıymetini bilemediği gibi bir de Andrea'yı aldatmış. Andrea da eşinden boşandıktan sonra kendisini işine vermiş, hatta hayattan tüm beklentilerini sıfıra indirmiş bir halde yaşamına devam ediyor. Ta ki en yakın arkadaşı Jade Andrea'yı "Kendi Geleceğinizi İnşa Edin." adındaki bir seminere katılmaya ikna edene dek...
Andrea, bu seminere katılıp, -seminerde anlatılanlara inanmasa- bile bir dilek dilemenin sorun olmayacağını düşünerek kendisinden istenilenleri yapıp, bir dilek diliyor ve sonrasını kadere bırakıyor. :)


“Unutmayın,” dedi Martina. “Hepimiz kendi hayatlarımızın yıldızlarıyız. Bu filmi en iyi şekilde yönetmek için elimizden geleni yapalım.”

Dileğinde; iyi, yumuşak kalpli ve onu anlayabilecek bir adamla tanışmak istediğini belirtiyor, tabi bu dilek de bir şekilde Dan'e çıkıyor ve kader bu ikiliyi bir araya getiriyor. Ama asıl konu buradan sonra başlıyor.

Andrea'nın dilediği dilekten sonra hem Dan'in hem de Andrea'nın hayatı değişiyor. 
Her şey, Lindsay'in Anni'yi gezdirmek için dışarı çıkarması ve iki sokak serserisinin de Anni'yi kaçırması ile başlıyor aslında. Dan ve Lindsay biricik köpekleri Anni'nin kaybolmasından dolayı yıkılıyorlar. Özellikle de Lindsay. Her yerde, ellerinden gelen her türlü imkânı kullanarak Anni'yi arıyorlar. Fakat bu aramaları hiçbir bir çözüme ulaşmıyor. Ama yine de umutlarını yitirmiyorlar baba kız.
Öte yandan, Andrea tek başına sürdürdüğü sıkıcı hayatında tesadüfler sayesinde Anni ile tanışıyor. Onu kaçıran serserilerin elinden kurtarıp, kendi sorumluluğuna alıyor ve sıkıcı hayatı bir anda bambaşka bir hal alıyor. Eskiden gülüp geçtiği o köpek severlerden biri haline geliyor ve gittiği her yere Anni ile gitmeye başlıyor. 

“Sen benim küçük kızımsın ama değil mi,” dedi bir yandan onun yumuşak tüylerini okşarken.


Anni'yi hayatının merkezine oturtan Andrea için hayat yaşanılabilir ve keyifli bir hal almaya başlıyor. Tabi bu da bazı tesadüfleri birbiri ardına getirmeye... Dan'in Anni'nin yaşadığında dair tüm umutları yok olmaya yüz tutarken Lindsay inatla Anni'yi bulmak için çabalamaya devam ediyor ve tesadüfler tesadüfleri kovalarken Dan ve Andrea'nın yolu kesişiyor...

Bu kısımdan sonrası kitapta kalsın. Ben çok beğenerek okudum bu kitabı. Güzel bir anlatımı ve içten bir konusu vardı. Merak ederek, konuya kapılarak okuyorsunuz. :)


12 Ağu 2015

BATAKLIK MELEĞİ | LAURA LANDON [KİTAP YORUMU]

Orijinal Adı: Intimate Surrender
Edisyonu: Bataklık Meleği
Yazar: Laura Landon
Yayınevi: Aspendos Yayınları

Gizli Bir Skandal
Hannah Bartlett, masumiyeti babasının evlerine çağırdığı bir rahip tarafından çalındığında ve evinden uzaklaştırıldığında henüz on beş yaşındaydı. Tek başına kaldığı sokaklarda hayatta kalabilmek için asla hayal edemeyeceği bir hayatın içine girdi. Şimdiyse, Madam Genevieve -Londra'nın en ünlü genel evinin sahibesi- olarak genç kızları sokaklardan ve kötü kaderlerinden korumak için hayatını adamaya hazır.

Beklenmedik Bir Cazibe
Papaz Rafe Waterford, katıldığı bir parti sırasında karşılaştığı Hannah'ın güzelliğinden anında etkilenir. Hannah, Rafe'in tüm ısrarlarına rağmen onunla birlikte olmayı reddetmektedir. Çünkü, Rafe bir papazdır ve Hannah'la yaşadıkları tutkulu ve büyüleyici o aşkı unutmamakta ısrarcıdır.




Laura Landon'ın Tarihi Aşk türünde diğer yazarlardan çok farklı bir kalemi var; sade, anlaşılır ve özgün. Okurken sıkmadığı gibi boğucu bir anlatımı da olmadığı için kitap rutin seyrinde, keyifli bir şekilde ilerliyor. Bataklık Meleği de yazarın kalemini taşıyan kitaplarından birisiydi. Okurken sıkılmadım, bilakis konusu yönünden, her sayfasında merak içerisinde okuduğum bir kitap oldu benim için. 
Bir önceki kitap Masum Yalan'da(Okumadıysanız okuyun kesin!) tanıdığımız ama gerçek dünyasına dair bir bilgi sahibi olmadığımız Madam Genevieve'nin, yani Hannah Bartlett'ın hayat hikâyesini okuyoruz bu kitapta. 

Hannah, daha 14 yaşlarındayken -babasının da üyesi olduğu- din adamları cemiyetindeki bir Rahip tarafından, kendi evlerinde tecavüze uğrar. Babası yıllar boyu Hannah'ın güzelliği yüzünden onun lanetli birisi olduğunu, Tanrı'nın lanetini alıp, erkekleri baştan çıkartmak için dünyaya geldiğini düşünen birisi olduğu için, Hannah'ın uğradığı bu iğrenç saldırıda genç kızı suçlu bulur ve kızını öldüresiye döverek, evlerinden atar.

Daha küçücük yaşında, başına gelen korkunç şey yetmemiş gibi sokakta kalan Hannah ise, yardım istemek için tek dostu olan Grace'in yanına gider. Fakat Grace ve kız kardeşi Caroline'ın da Hannah'a bir desteği olamaz.

Sokaklarda bir başına kalan Hannah, aç ve sersefil bir haldeyken fahişenin birisi tarafından kurtarılır ve sonrasında hayatta kalmak için yapabileceği tek şeyi yaparak bugün, namı herkes tarafından bilinen ünlü Madam Genevieve olur.

Aslında Hannah'ın Madam Genevieve'de yaşadığı fahişe hayatı, eline geçen parayı değerlendirip de Madam Genevieve'i satın alana kadar sürer. Sonrasında tamamen farklı bir amaca yönelir Hannah. İçindeki o masum kız, kendisi gibi sokaklarda bir başına kalmış genç kızlara yardım etmeye karar verir.
Bu kısımdan sonrasında, Hannah'ın ve kaderinin onun karşısına çıkardığı Rahip Rafe Waterford'un hikâyesini okumaya başlıyoruz aslen. Rafe bir lord, bir asil olmasına karşın, henüz yemin etmemiş bir papazdır. Hâl böyle olunca da Hannah ve Rafe'in ilişkisi inişli çıkışlı bir sınava tabi tutulur.
"O da Tanrının hayatına Rafe’i sokarak yaptığı acımasız şakaya gülmek isterdi. Ama kendini ne kadar zorlasa da adam onu öptüğünde canlanan hislerinde komik bir şey göremedi."
Hannah, yıllar sonra arkadaşı Caroline'ın teklifi üzerine ilk kez kasabasına dönmeye karar verir. Londra'daki Madam Genevieve'in içindeki hayatının dışında, Hannah Bartlett olarak birkaç günlük kısa bir tatil yapmak ve yıllardır özlediği arkadaşlarını görmek adına... Ama hiç beklemediği bir şey olur ve Lord Rafe Walterford'un ilgisini çeker. Hiç istemese de. 
Kitapta en sevdiğim şey, Rafe'in karakteriydi. Evet, o bir rahipti ve Hannah'ın en büyük kâbusuydu. Ama Hannah'a, herkesin kalbinin o kadar kötü olmadığını çok güzel gösterdi Rafe. Genç kadına duyduğu aşkı o kadar büyüktü ki, Hannah'ın gerçek yaşantısını öğrendiğinde onu kınamadığı gibi, sadece yardım etmek için yanında oldu. Hem Hannah için hem de onun koruduğu çocuklar için bir kurtarıcı olmayı seçti Rafe. 
Kitap boyunca Hannah Rafe'i kendisinden uzak tutmak için çeşitli şeylere başvurdu ama bunların hiçbir Rafe'i vazgeçirmedi. Hannah'a da hak vermedim değil. Bir fahişe
-hem de namı Londra'yı sarmış bir fahişe!- olarak Rafe gibi iyi, saf ve temiz yürekli birisine kendisini layık görmemesi doğaldı aslında.


"Hannah’ın birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını kanıtlamak için kendini sattığını biliyor ve bunu engellemek istiyordu."


Laura Landon yine güzel bir kurguyla kalemini konuşturmuş. Başlarda durağan başlayan ama ilerledikçe sizi içine alan bir konusu var Bataklık Meleği'nin. Çünkü asıl olay; Hannah'ın fahişe olmasınlar diye sokaklardan ve  başka bir genelevin sahibi Skinner denen bir adamın elinden aldığı çocuklara kendini adayışıyla alakalı. Bunun yanında da Rafe'in onun Madam Genevieve maskesi altındaki gerçek Hannah Bartlett'i görmesiyle tabi
....







7 Tem 2015

Bazıları Kalbini Dinler | Victoria Van Tiem [Kitap Yorumu]


Orjjinal Adı: Love like The Movies
Yazar: Victoria Van Tiem
Yayınevi: Parodi Yayınları
Goodreads: TIK!

O üzer.
O gider.
O hep uzak, o hep acı.
Yine de o.
İlle de o. 
Hep o.

Bir ses böler tüm düşüncelerini. Bir ses. Ne cılız ne de susacak gibi. Umutsuzluğun sessizliğine eşlik ederken o hep konuşur! "Vazgeçme!" Olmaz, dersin. "Olur!" İstemiyorum, dersin. "İstiyorsun!" Sus, dersin. Sadece sus.

Tüm örselenmişliğine inat son çırpınışıdır yüreğinin sana söylediği. Bin defa söyler: Beni dinle Milyon defa: Asla aşktan vazgeçme. Son kez atacağını bilse bile: Onu seviyorsun.

"Bazıları Kalbini Dinler bir kitaptan çok daha fazlası. Aşk, tutku ve tercihlerle ilgili bir hikâye… Kısacası hayatın ta kendisi. Okurken hem güldüm hem de gözyaşlarıma hâkim olamadım. Şiddetle tavsiye ediyorum."
-The Romance Reviews-



Selamlar!

Yeni okumuş olduğum çiklit bir roman için kitap yorumumu paylaşmaya geldim. Epeydir bir paylaşım yapmıyordum ve bu kitap benim için hem bir tetikleme oldu hem de çok keyif aldığım için sizinle de paylaşmak istedim. :))



"Romantik komedinin tahmin edilebilir bir rota izlemesinin hiçbir önemi yoktur.
 Kalbimize dokunmayı başarır çünkü temelleri gerçeklerde gizlidir. Büyülü gerçeklerde..."


  Bazıları Kalbini Dinler, 2-3 ay önce almış olduğum ama okumak konusunda hep ötelediğim bir kitaptı. Aslında öteleyerek de keyifli ve güzel bir kitaptan mahrum kalmışım, okurken anladım. Epeydir bu tarzda kitap okumamıştım, belki o yüzden belki de konusundaki farklılıktan ötürü çok hoşuma gitti bu roman.

  Aslında çok da farklı bir konusu yok. Fakat yazarı, bilindik bir kurguyu işlerken değişik bir kurgu oluşturmuş ve bu da hem kitabı ilginç kılıyor hem de okurken yüzünüzden gülümseme eksik olmuyor. En azından ben öyle okudum.

  Kitapla ilgili olumlu olduğu kadar bazı olumsuz düşüncelerimde var; misal, adını kitaba uygun bulmadım. Neden bilmiyorum ama "Bazıları Kalbini Dinler"in bende çağrıştırdığı şeyle konuyu bağdaştıramadım. Bilakis kitabın orijinal adının konuya birebir oturduğu kanısındayım. Love Like the Movies(Film Gibi Aşk) daha uygun kitaba, konudan bahsetmeye başladığımda belki hak verirsiniz. :D Bir de bazı kısımları gereksiz uzatılmış. Konu olarak keyifle okuttu kendini ama bazı yerlerde de sıkılmadım dersem cidden yalan olur. O yüzden kitabın gelene hitap edip etmeyeceğini pek bilemiyorum ama ben eğlendim, bu bir gerçek! 

Kitabımız üniversite yıllarında tam bir romantizm hastası, romantik film kolik bir kız ve onun üniversitedeki ilk aşkıyla yıllar sonra tekrar bir araya gelmesini anlatıyor. Ve bu kısımda da kurgusu biraz değişik olmuş. Yazar, aralarındaki ayrılığı erkek karakterimiz Shane'ın kendini kadın karakterimize Kenzi'ye affettirmek için yıllar önce izledikleri filmlerden sahneler ve repklikler ezberlemesi ve bunları Kenzi'yi etkilemek için kullanmasıyla ilgili değişik bir kurgu yaratmış. Kenzi üniversitedeyken Shane ile "filmlerdeki gibi!" bir aşk yaşamış, ta ki Shane kendisini aldatana kadar...Shane'ın Kenzi'yi aldatmasıyla ayrılan çiftimiz yedi koca yıl birbirlerinden habersiz yaşıyorlar ve artık ikisi de hem olgun hem de bambaşka kişiler ama içlerindeki o gençler ölmemiş. Sadece geçmişe gömmüşler. Neyse.


"Sadece âşık olmak istemediğini, filmlerdeki gibi bir aşk istediğini söylerdin. Hatırladın mı?"
"Sevginin Bağladıkları filminden bir replik bu. Bunu söylediğimi ve buna gerçekten inandığımı hatırlıyorum." 

Lanet olsun ki o aşka sahip olduğumu sanmıştım.
 Shane'le olan aşkıma.
 Ama hayat bir film değil işte.



  Yedi yıl sonrasında başlıyor kitap. Kenzi nişanlı ve evlenmek üzere. Nişanlısıyla aynı şirkette reklamcılık üzerine çalışıyor ve şirketleri zor bir durumda. Kendi işi de. Yeni alacakları projede, projenin sahibine sunduğu çalışmayı beğendirmeli ve o işi kapmalı çünkü evliliği de işinin geleceğine bağlı. :D  Ama gelin görün ki anlaşmaları gereken şirket yıllar önce kendisini aldatıp hayatını söndüren Shane Bannet'a ait çıkıyor. Ve Kenzi'nin projesi Shane tarafından reddediliyor. Çünkü Shane, hayallerinde canlandırdığı projeyi şimdiki değil, geçmişteki Kenzi'nin gerçekleştirebileceğine inanıyor. Ve Kenzi ile projeyi beraber yürütmeye karar veriyor. 


  Tek bir şartı var; Kenzi 10 Romantik Film'in 10 sahnesini Shane ile beraber canlandıracak ve bu doğrultuda lokanta içerisinde sinema konseptli bir proje üzerinde çalışacaklar. 

Kitap bu kısımlardan ötürü benim çok hoşuma gitti. Çünkü Shane Kenzi'yi yeniden kendisine âşık etmek, hatta bundan ziyade onu mutlu etmek için neredeyse tüm filmlerdeki sahneleri ezberlemiş.Kenzi'ye olur olmaz zamanlarda bir filmden replik veyahut sahne ile karşılık vererek onun sevdiği şeylere olan saygısını son sayfalara kadar gösterdi ki bazı sahneleri okurken çok eğlendim.Tabi hangi film, hangi sahne bundan bahsetmeyeceğim. O kısımlar kitaba kalsın ama güzel sahnelerdi ona emin olabilirsiniz. :D


"İşte bu Shane ve Kenzi'nin hikâyesi.
Oğlan kızla tanışır ama günün birinde yolları ayrılır. Ancak kaderin cilvesi onları yeniden bir araya getirir. Romantik komedinin tahmin edilebilir bir rota izlemesinin hiçbir önemi yoktur. Kalbimize dokunmayı başarır çünkü temelleri gerçeklerde gizlidir. Büyülü gerçeklerde..."






5 Haz 2015

YOLUM AŞKA DÜŞTÜ | MERAL KIR [Kitap Yorumu]


Bir daha dünyaya gelirse âşık olacağı adamı insan ırkından seçmeye karar veren şaşkın akademisyen Sena Tekin ve önce Sena’yı öpüp sonra, "Pardon, ben senin ağabeyin sayılırım." diyen Ahmet Sancaktar’dan soluksuz okuyacağınız bir roman… 




AŞK, ZOR OYUNLARI SEVERDİ.
AMA BU BİR OYUN DEĞİLDİ;
BU, TUTKUYA YENİK DÜŞENLER İLE YOLU AŞKA DÜŞENLERİN SAVAŞIYDI. 



Severek yaptığı bir işe, harika bir nişanlıya ve güzel dostlara sahip olan Sena’nın tüm hayatı televizyonda izlediği bir haberle alt üst olur. Özenle kurduğu dünyası yavaş yavaş yıkılırken, hayatını geri alacağına dair tüm umutlarını kaybetmenin eşiğine gelir. Ancak Sena’yı asıl korkutansa, yıllardır âşık olduğu Ahmet Sancaktar’ın onu korumak için her şeyi göze almasıdır.
Çünkü artık genç kızın hem hayatı hem de kalbi tehlikededir…

Ünlü ve zengin Sancaktar Ailesi’nin hırçın, asabi ve ukala olarak tanınan üyesi Ahmet Sancaktar’ın sevdikleri için yapamayacağı şey yoktur. Ancak girdiği amansız kovalamacanın içinde Sena’yı korumak için yaptıkları kendisini bile şaşırtırken, Ahmet’i asıl korkutan şey ise ayağına dolanan aşktır. 
Karanlıktaki düşmanla savaşmak mı, yoksa aşka karşı gelmek mi daha zordu?
Yaşayıp görmekten başka şansı yoktu…


Herkese Merhaba!

Uzun bir aradan sonra, yorum orucumu -nihayet- enfes bir kitapla bozuyorum.
Size, bugün bir kitaptan çok sevgiyle harmanlamış bir eseri yorumlayacağım. Çünkü baştan sona, her kelimesinde nasıl bir sevgi içerdiğini biliyorum. Bir kitabı okurken kurguya ne kadar kapılıp, onunla birlikte olaylara dahil olursunuz bilmem. Ama bazı kitaplar siz onlara ne kadar karşı koysanız da sizi içine çekip, dünyalarına hapseder ve siz, o öykü son bulana kadar her kelimeyi gerçekmiş gibi yaşayarak okursunuz. 

Yolum Aşka Düştü de tam olarak böyle bir eser. Her satırında, her paragrafında, her bölümünde ve her sayfasında kitapla beraber, adeta bir bütün gibi okuyor, yaşıyor ve her şeyi hissediyorsunuz. Özetlemem gerekirse, Yolum Aşka Düştü benim için gerçeklik ve kurgu arasındaki ince bir çizgide gidip gelen bir romandı. Tabi bunda en büyük rol de yazara ait bana göre.

 Hani bazı kalemler vardır ya, zaman geçtikçe ilerler, zaman geçtikçe gelişirler... İşte Meral Kır'ın kalemi de böyle bir kalem. Bundan önceki iki kitabını çok sevmiş birisi olarak, şu an size hayran kaldığım, yer yer güldüm, yer yer ağladığım ama eşsiz bir çizgide ilerleyen bir kitaba yorum yapacağım. Sanırım farklı tatlara aç herkese hitap edecektir bu kitap. Özellikle de klasiklerden sıkılmışsanız.

Kitabın kurgusuna çok değinmek istemiyorum zira kitapla ilgili ne söylersem ucu açık bir spoiler olur ve önüne geçemem gibi geliyor.
Çünkü baştan sona bir hareket ve olay söz konusu kitapta. Her şey birbiriyle uzak-yakın bir bağlantıya sahip. Bu yüzden okuduğunuzda, -benim gibi- her olayı yaşayarak okumanız adına yorumda kurguyu dışarıya atacağım.

Yolum Aşka Düştü, her ne kadar Sancaktarlar Ailesi serisine bağlı bir kitap olsa da aslında kendi başına bambaşka bir kulvar oluşturmuş. Olayların başlangıç noktası ve ilerleyişi kitabı seriden bağımsız bir hale getiriyor. Kitap, ilk sayfadan son sayfaya kadar Ahmet ve Sena'nın yaşadıkları aşkı ve bu aşkın verdiği sınavı işleyen bir kurgu üzerine kurulu.Tabi polisiye gizemiyle beraber!
Sena'nın yıllar boyu Ahmet'e olan ve kendisinden başka kimsenin bilmediği, kendi içinde yaşadığı, onunla var olduğu aşkı Ahmet Sancaktar'ın Sena'ya yardım etmesi gereken bir olayda sınanıyor. Sena, hem aşkını hem de ruhunu bu savaşta feda etmeyi göze alınca ve Ahmet'e duyduğu o büyük aşkla hiç kurmadığı, kurmayı düşünmediği bir hayale kapılınca, her ikisi de kendisini büyük kayıplar verdikleri bir aşk sınavında buluyorlar.

"Hangisi daha zordu? İmkânsız bir hayali umut ederek yaşamak mı? Yoksa hayallerinde bile yer vermeye cesaret edemediğin bir aşkı umut etmekten korkmak mı?"



Bu alıntı da anlatmak istediğim durumun özeti olmalı. Sena ne zaman aşkı "onunla" yaşamayı seçiyor işte o zaman hem kalbini hem de ruhunu tehlikeye atıyor. Tabi bunun yanında canı da tehlikede!

"Çünkü Sena aşkı onda yaşamayı seviyordu, onunla yaşamayı değil."

Ayrıca Meral Kır'ın kaleminde beni en çok etkileyen şey, her kitabında kalem değiştirmesi. Kalemi sürekli gelişiyor. Bu kitapta bunu daha net anlıyorsunuz. Devamlı okuduğunuz bir yazar olduğunda sürekli bir çizgide gitmesi kimine tat verebilir belki ama ben çabuk sıkılır, farklı tatlar aramaya başlarım.
 Meral Kır, bu kısımda okuyucuyu kendine hapseden bir kalem değişimi yapıyor. Bir önceki kitabı Aşkı Seçtim'in kurgusuna hayran kalmıştım. Sadece bir noktasında tüm kurguyu ağzım açık kalacak şekilde okuyup, kendisine hayran oldum. Ve açık söylemek gerekirse Yolum Aşka Düştü'nün kurgusunu dinlemiş olmama rağmen okuyana kadar Aşkı Seçtim'i geçebileceğine inanmamıştım.

Ama Yolum Aşka Düştü'yü ilk okuduğumda, ilk sayfadan son sayfaya kadar büyük bir iniş çıkış içerisinde okudum kitabı. Zaten kurguya kapılıp gidiyorsunuz okurken. Tabi kurgunun yanında olayların gelişme zinciri ve sürekli inip-çıkan aksiyon da şaşırtıyor sizi. Bir yerde rutin bir hal alıyorken, bir yerde "Hop!" bir patlak noktası geliyor karşınıza ve siz devamının ne olacağını düşünmeye başlıyorsunuz bu sefer.
Ayrıca kitapta -diğer kitaplarda da olduğu gibi- büyük bir olay ve gizem var. Kitap boyunca Sena'nın başına gelenleri ve bu gizemi sonuçlandırmaya çalışan Ahmet Sancaktar'ın verdiği savaşı okuyorsunuz ayrıca.

Tabi bir de karakterler faktörü var!
 Sena ve Ahmet'i önceki kitaplardan tanıyoruz hepimiz, ya da kısmen de olsa biliyoruz diyebiliriz. Yolum Aşka Düştü'de sevdiğim diğer şey de karakterlerinin kişiliklerinin değişmemiş olması.
 İlk kitapta tanıdığım Ahmet ve Sena ile kitap boyunca okuduğum karakterler arasında bir fark olmaması beni memnun etti. Öyle bir anda âşık oldum halleri alan, aşkı için savaşan karakterler bana çok da gerçekçi gelmiyor. Bir kişinin karakterinin bu kadar kolay değişmesini daima saçma bulmuşumdur.
Meral Kır özellikle Ahmet'in karakterine hiç ama hiç dokunmamış sanırım. Kitabın sonuna kadar Ahmet'ten beklediğim davranışlar gördüm. Bir yer hariç! Sanırım o da benim hayallerimi yıktığı içindi! Gerçi sonra çok pişman oldu ama... ne fayda!





"Bir gün, Sena onu affetme büyüklüğünü gösterse bile, Ahmet'in kendine böyle bir iyilik yapması söz konusu bile değildi. Bağışlamak, telafisi mümkün olan hatalar için geçerliydi. Ahmet öyle bir şey yapmıştı ki, zamanı geri bile alsa, yaşananları değiştirmesi mümkün değildi." 



Son sayfalara kadar karakterinden ödün vermeyen Ahmet son kısımlarda bir değişim yaşıyor. Aslında değişim de denilemez. Sadece yaşadıklarının etkisiyle artık değişmesi, en azından içindeki kişinin dışarı çıkması gerektiğine karar verip taktığı maskeden kurtuluyor ki bu da zaten olması gereken bir süreçti.Aşağısında olsaydı asla kabul edemezdim. Öyle bir anda âşık olamazdı. Olsaydı, Sena ona yıllar boyu tek başına âşık olarak yaşamazdı.

Kezâ, Sena için de aynı durum söz konusu. Bu kızı ilk kitaptan beri ayakları yere sağlam basan biri olarak düşünüyordum.Beni hiç yanıltmadı. Kimsesiz olmasının ona verdiği ürkeklik ve kırgınlığının dışında güçlü bir karakteri var. Eğer öyle olmasaydı bu kitap boyunca yaşadıkları ve yıllar boyu sevdiği Ahmet'e dair kaybettiği inançları onu yerle bir ederdi. Ama Sena her seferinde küllerinden yeniden doğdu, daha güçlü bir şekilde ayakta kalmayı başardı.

Uzun lafın kısası dolu dolu bir kitap okudum ben. Umarım siz de aynı şekilde keyif aldığınız, dolu dolu okuduğunuz ve hikâyede kaybolduğunuz bir okuma süreci geçirirsiniz.